“Değerli hocamız,
Hepimiz
dehşete düşerek izledik görüntüleri. Öğrenci olmadığı aşikar bir
tetikçi öğrencilerin üzerine boşaltıyordu şarjörü. Türkiye’nin
gündemine hızla giren bu haber sosyal sigortalar yasası karşısında
başlayan kitlesel eylemlerin bile üzerini örterek günlerce baş manşet
oldu. Öncelikle sağ sol çatışması dendi. Daha sonra PKK
sempatizanlarının yarattığı bir eylem. En son olarak da olayların “kız
meselesi” yüzünden çıktığını izledik medyada. Kolay değildi tabi ki
elinde silahlı bir tetikçinin elini kolunu sallayarak Üniversite
kampusuna girip aynı şekilde çıkabildiği gerçeğinin üzerini örtmek.
Özellikle dinci medyanın çabası görülmeye değer. Şimdi sahte bir
senaryoyla kendilerinden olmayan herkesi PKK’lı olarak kodluyorlar.
Yalandan geçilmiyor. Örneğin üniversite silah deposu imiş, rektör
istifa etmeliymiş.
Süreç boyunca herkes
konuştu. Bakanlar, MHP, BBP üst düzey yöneticileri, milletvekilleri.
Bir tek, üzerlerine kurşun sıkılan, yurtlardan atılan öğrencileri
göremedik medyada. Şimdi biz Yurtsever Cepheli öğrenciler olarak sahte
görüşleri ve toparladığımız gerçekleri açıklamaya çalışacağız:
Bu olaylarda Akdeniz üniversitesinin hedef seçilmesinin nedeni
Üniversite Rektörü Prof Dr Mustafa Akaydın’ın türban karşısındaki,
bizim de desteklediğimiz, net tutumu ve üniversitedeki öğrenci
tabanının ilerici, demokrat, antiemperyalist, cumhuriyetçi ve laisist
karakteridir. İktidar ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, türban
yasasında ona destek verenler bunu kabullenemiyorlar.
Yurtta PKK bayrağının asıldığı, Türk bayrağının yakıldığı, meşhur “kız
meselesi” iddiaları tamamen yalandır. Belli ki bu provokasyon planlıdır
ve bunlar olmasa başka gerekçelerin uydurulması Türkiye’nin bugünkü
koşullarında hiç de zor olmayacaktı. Bu iddialar bu olaylara zemin
hazırlamak için pazarlanmıştır.
Tam tersine, yurtlarda, eskiden beri, kendisini Ülkücü olarak
tanımlayan öğrenci grubu, sayıca azınlıkta bulunan Kürt ve solcu
öğrenciler üzerinde baskı kurmaktadır. Bu görüşten olup öğrenci olmayan
insanlar yurtlara rahatça girip çıkabilmekte, yurttaki özel güvenlik
elemanlarıyla gayet samimi ilişkilere girebilmektedir. Nitekim 6 Nisan
Pazar günü bıçaklanan-yaralanan öğrencilerin üçü de Kürt’tür ve
hiçbirisinin politik bir kimliği-tutumu yoktur.
Olayların başladığı 4 Nisan Cuma gecesi (Türkeş’in ölüm yıldönümü) de
yurtlar önüne yine öğrenci olmayanların da aralarında bulunduğu 50-60
kişilik bir kalabalık toplanmış ve çevredeki öğrencilere tehditler
yağdırmaya, sözlü olarak taciz etmeye başlamıştır. Grubun içinde
kahverengi takım elbiseli, kirli sakallı, uzun boylu bir şahsın
belindeki silahı herkes görmüştür. Grubun sözlü sataşmaları sonucu Kürt
ve solcu öğrencilerden oluşan karşı grup ile kavga çıkmıştır.
6 Nisan Pazar günkü olaylar ise tümüyle üniversite dışından gelen,
öğrenci olmayan ülkücü grubun silahlı saldırısıyla başlamıştır. Sonuçta
üç Kürt öğrenci değişik yerlerinden (bıçak da dahil) yaralanmış ve
Üniversite hastanesine kaldırılmıştır.
Yaralamaya neden olan saldırı sonrasında bu kez Kürt ve solcu
öğrenciler toplanmışlar ve televizyonlara yansıyan, silahların da
ateşlendiği kavga bu şekilde başlamıştır. Silahını ders verircesine
göstere göstere kullanan sakallı şahıs işini bitirip, bazı polislerle
de konuştuktan sonra merkezi kütüphanenin yanından üniversiteyi terk
etmiştir. Rektör’ün de basına açıkladığı gibi bütün bunlar polisin gözü
önünde olurken, polis, üzerlerine kurşun sıkılan öğrencileri darp
ederek göz altına almıştır.
En son olarak 8 Nisan Salı gecesi üç dört günlük ayrılıktan sonra
yurttaki odalarına dönen ve hiçbir şekilde olaylara karışmamış dört
öğrencinin odası yurda PKK’lı teröristler girdi provokasyonuyla yine
50-60 kişilik bir grup tarafından basılmıştır. Öğrenciler akrabalarına
telefon etmişler ve son anda saldırganların elinden alınmışlardır.
İddialara göre bu öğrencilerin odasını odayı basanlara gösteren de özel
güvenliktir.
Olaylar sonucunda yurtla ilişiği kesilen öğrencilerin tümü Kürt ve solcu olarak bilinenlerdir.
Şu anda yurtlarda kesinlikle can güvenliği bulunmamaktadır. Ülkücü
öğrenciler odaları aramakta, kendilerince terörist, PKK’lı diye
kodladıkları öğrencileri saptamaya çalışmaktadır. Bütün bunların yurt
yönetiminin ve özel güvenlik biriminin gözleri önünde olması anlamlıdır.
Değerli hocamız,
Şu
anda üniversitemizde sanki Mc Carthici bir operasyon yürütülmektedir.
İşin trajikomik tarafı gerçeklerin dinci basın tarafından tamamen ters
çevrilerek pazarlanması ve bütün Kürt öğrencilerin, sol kimlikleriyle
bilinen öğrencilerin ve PKK’lı olarak kodlanmasıdır.
Mektubumuzun
başında üniversitemizin hedef olarak seçilmesinin iki nedenini
belirtmiştik. Böyle bir üniversitenin dinci gerici çevrelerce hedef
haline getirilebilmesinin en kolay yolu üniversitemizde PKK terör ve
hakimiyetinin bulunduğu iddiasını işlemekti. Şimdi bunu yapıyorlar.
Bunu yapıyorlar ve açıkça yapıyorlar. Hatta Rektör’ün bütün bunlara
olanak tanıdığını bile ileri sürüyorlar. Anlaşılan Mc Carthicilik
üniversite yönetimini de kapsayacak biçimde genişletiliyor. Ve yine
Vakit gazetesi manşet atıyor “Kampus silah deposu” diye. Nerede o
silahlar ?
Örneğin BBP genel başkanı 14 Mart
günü üniversite içinde yapılan ve Eğitim Sen üniversite şubesinin,
hekim ve öğretim üyelerinin destek verdiği genel sağlık sigortası
karşıtı yürüyüşü neredeyse bir terör eylemi olarak niteliyor ve rektörü
istifaya davet ediyor. Örneğin görevden alınan eski MHP il başkanı
yerinde duramıyor ve tutuklanan ve hiçbir politik kimliği olmayan Kürt
öğrencileri PKK yandaşı olarak kodluyor.
Biz bu
oyunu gerçekten hatırlıyoruz: Nerede gericiliğe, liberalizme,
Amerikancılığa, sömürüye, işbirlikçiliğe karşı antiemperyalist, kamucu,
aydınlanmacı, sol bir kamuoyu gelişiyorsa oranın terörize edilmesi
gerekir. Bu bir kontrgerilla taktiğidir. 1980 öncesinde Maraş
katliamının tetiklenmesine neden olan Çiçek sinemasının bombalanması
olayında bombayı koyanın bir ülkü ocaklı (sonrasının milletvekili Ökkeş
Şendiller) olduğu ve bombayı ülkü ocağının başkanından aldığı sonradan
açığa çıkmıştı. Şimdi gizlenmeye gerek bile duymuyorlar. Ömer Ulusoy
yakalandıktan sonra “Niye pişman olacağım” diyor, aynı dehşet dolu yüz
ifadesiyle.
Değerli hocamız,
Bizler,
bütün ilerici öğrenci, öğretim üyesi ve üniversite çalışanlarını bu
provokasyonları boşa çıkarmaya, üniversiteleri yurtseverliğin, bilimin,
aydınlanmacılığın, yaratıcı düşüncenin ve kardeşliğin kalesi haline
getirmeye çağırmaktayız. Korkup sinmek ve sesimizi kısmak da, “çatışma
ortamı”na katkı koymak da aynı sonucu, onların istediği sonucu
verecektir. Çünkü sermaye sınıfı bu kaos ortamlarında her türlü baskı
araçlarını kullanabilmekte, istediği yasaları emekçi tepkileriyle
karşılaşmaksızın onaylatabilmektedir. Bizler bu tür oyunları teşhir
ederek Türk ve Kürt emekçilerinin arasının açılmasına izin
vermeyeceğiz. Emperyalizmle, gericilikle, piyasacılıkla mücadele ancak
ırk, din, dil, mezhep farkı gözetmeksizin tüm emekçilerin sermaye
sınıfına karşı ortak cephede birleşmesiyle mümkündür.”